10 Aralık 2012 Pazartesi

KABAKLI DENEMELERE DEVAM...



Eveeet, Aralık ayı geldi ve benim tatlı kabağı ile yaptığım denemeler tekrar başladı. Pazar günü, epeydir aklımda  olan bir tarifi denedim. Lezzet dergisinin geçmiş sayılarından birinde yer alan bu tarif , hem kabaklı , hem de kakaolu olması ile beni cezbetti.Zaten, kek yapmayı hep çok sevmişimdir. Fazla tatlı olmayan, pişerken etrafı harika bir şekilde kokutan ve damakta çok hoş bir lezzet bırakan bu keke ailecek bayıldık.
İşte tarifi ve tabii resimleri ;

Balkabaklı Mermer Kek

3 yumurta
1 su bardağı tozşeker
1 su bardağı süt
2 paket vanilya ( Tercihen çubuk vanilya yoksa Dr Oetker'in yeni çıkan " gerçek" vanilya tanecikli karışımını deneyin derim.)
1 su bardağı balkabağı püresi
1 su bardağı ayçiçeği yağı ( Ben eve bu tür yağ sokmadığımdan 100 gr tereyağını erittim ve bardağa döktüm. Aşağı yukarı yarım bardak etti. Üzerini zeytinyağı ile tamamladım.)
1 paket kabartma tozu
2.5 su bardağı un
1 yemek kaşığı kakao
Üzeri için pudra şekeri

Yumurta ve şekeri çırpın.Süt,yağ,vanilya,un ve kabartma tozunu ekleyip çırpmaya devam edin. ( Oldukça yoğun bir karışım olacak.Telaşa gerek yok. Zira kabak püresi hemen işi sulandırıyor. :) ) Karışımın 1/3 ünü ayrı bir kaseye alın ve kakaoyu buna ekleyip iyice karıştırın/çırpın. Kalan hamura balkabağı püresini ilave edin ve karıştırdıktan sonra yağlanmış uzun kek kalıbına dökün. Kakaolu karışımı orta kısmına uzunlamasına dökün ve çatal yardımıyla, alttan üste doğru karıştırarak hamurun karışmasını sağlayın. 180 C de ( ben 170 C de pişirmeyi öneriyorum.) en az 45-50 dakika pişirin.Çıkartmadan önce, mutlaka kürdan/bıçak kontrolu yapın. Bu tip keklerin pişmesi biraz daha uzun zaman alıyor. ( Ben 55 dakika pişirdim.) Soğuduktan sonra, kalıptan çıkartın ve üzerini pudra şekeri ile süsleyerek servis yapın.

Afiyet olsun !




                             



7 Aralık 2012 Cuma

YENİ MUTFAĞIMIZ !!!



Bloğuma en son yazdığımdan beri, ne kadar çok zaman geçtiğini görünce, suçluluğa kapıldım doğrusu.
Evet, pek çok sebepten ötürü - en büyüğü de bu yazının sebebi - uzun zamandır ilk gözağrım bloğumu çok boşladım ama neyse ki aradaki zamanda da pek çok güzel şey yaptım. :))

Bugün, gecikmeli de olsa, bazı arkadaşlarıma verdiğim sözü yerine getiriyor ve mutfağımızın yenilenme sürecinin hikayesini sizlere aktarıyorum. Aşağıdaki resimlerden de göreceğiniz üzere, hayli zorlu bir süreç oldu.Evimizin başka yerlerinde de ,daha önce tadilatlar yaptık ama mutfak gerçekten çok zormuş. Bir kere benim gibi mutfak düşkünü biriyseniz, evinizdeki merkezi kaybetmiş gibi oluyorsunuz. Mutfağın bu kadar çok eşyayı barındırdığını,bu kadar çok önemli işlevleri olduğunu neredeyde 1 ay boyunca mutfaksız kalınca anladım. Neyse, sonucunun iyi olacağını bilerek ve bir ömür boyunca gerçekten mutfak diyebileceği bir yeri hiç olmayan binlerce insanı düşünerek , sabırla bekledik. Bu süreçte en zor kısımlardan birisi de, neredeyse her akşam fast food ile beslenmek zorunda olmaktı. Allahtan, sevgili yan komşularımız Hatice ve Ersev çifti bizlere kucak açtı da, ara ara sıcak ev yemeği yeme lüksünü elde ettik. :)) Sağ olsunlar,var olsunlar ! Ev alma,komşu al diye boşuna söylenmemiş.
Evimiz, özellikle de salonumuz, bu 1 aylık süreçte bomba düşmüşe benziyordu desem yeridir. Buzdolabımız, salonun baş köşesine yerleşmişti.Hemen yanında fırınımız duruyordu.Yemek masasının üzeri, bilimum bardak, çanakla kaplanmıştı. Küçük odamız ve küçük tuvaletimiz de , kutu istilasına uğramıştı. Arada bir birşeyler kullanmak gerektiğinde, kutuları karıştırmaya başlıyorduk. Elektrikli çaydanlığımız, hiç olmadığı kadar işe yaradı. Çay,kahve ve hazır çorba içmek istedikçe, yine salonun baş köşesinde su kaynatıp, kullandık. :))
İnsan, bir süre sonra bulunduğu koşullara ayak uydurmayı ve gerekli çözümleri üretmeyi öğreniyor.Bu da,   bu süreçte edindiğimiz küçük bir tecrübe oldu.

Uzun lafın kısası, zorlu bir süreç olmasına rağmen, sonuç bizim için tatmin edici oldu.Mutfak balkonumuzu kırıp, mutfağa kattık ve böylece son derece aydınlık, kullanışlı ve büyük ( 14 metrekare) bir mutfak elde etmiş olduk. Cam önüne yapılan, çiçeklikler de , mutfağımızın güzelliğine güzellik kattı. Bu ve diğer güzel çözümleri ile mutfağımızı bizim için keyifli bir yer yapan, sevgili Bella Mimarlık sahibi mimarımız Ender Erkorur'a da buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz.


                                                 
                                           Mutfağımızın önceki hali.



                          Ben resim çekene kadar, sevgili tezcanlı eşim dolap kapaklarını sökmüştü bile.


                     
                                         Perişanlığımızın resimleri......





                               
                                             Yavaş,yavaş mutfağa benzemeye başladığı günler...





Veee,  mutlu son !



İşte pencere güzellerimiz !





Herkese, sıcacık mutfaklarda,sıcacık sohbetlerin ve harika lezzetlerin eşlik ettiği,  keyifli günler diliyorum. Biz, uzun süredir hayalini kurduğumuz mutfağa kavuştuk.Darısı,tüm isteyenlerin başına!


7 Ağustos 2012 Salı

ZAMAN



Hepimizi ilgilendiren bir konu bu ama nereden aklıma düştüde yazmaya karar verdim tam bilemedim. Belki şu sıralar okumakta olduğum Nedim Gürsel'in kitabı, belkide bazı şeylerin ne zaman olmuş olduğu ile ilgili yapmış olduğum hesaplar sonucunda beni hafiften dehşete ve şaşkınlığa düşüren sayılar veya belkide bu sene her zamankinden daha sıcak geçen yaz günleri sebep olmuş olabilir.

Herneyse, zaman hepimiz için önemli. Bebeklik ve ilk çocukluk dönemlerimizde bir türlü zaman konusunu kavrayamayız. O kadar elle tutulmaz bir şeyi anlayabilmek tabii ki o çağlarda çok zor ama şimdi düşündüğümde keşke diyorum hep çocukluktaki gibi bir zamansızlık kavramı içerisinde yaşasak. Zamana karşı yarışmadan, strese girmeden, dünyayı kendimize zehir etmeden yaşayabilmeyi becerebilsek.Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanların zamanla ilgili tecrübeleri genellikle olumsuz oluyor. Hep bir yerlere yetişme, birşeyleri zamanında bitirme gibi sorunlarla boğuşuyoruz. Zaman nedense şehirlerde daha bir dar ve yetersiz.
Okul dönemimizde zaman bizim için tatil demekti. Ara tatiller ve yaz tatilleri  özlemle beklenir ve her nasılsa çok uzun sürerdi yada çocuk olduğumuz için bize öyle gelirdi.
Sonraları çalışma hayatı başladı ve zaman konusu biraz daha sıkıntıya girdi. Artık zaman demek haftasonunu beklemek ve belki bir hafta veya iki hafta tatil yapmak demek olmaya başladı.
Aradan bir süre daha geçince çoğumuz evlendik ve bu sefer zamanımızı biriyle paylaşmaya başladık. Bu durumda artık zaman demek büyük oranda iki kişilik düşünmek, vakit geçirmek, plan yapmak ve bütün bunları yine aynı sürelere yani haftasonlarına ve yıllık izinlere sığdırmak oldu. Zaman ölçütümüz ise evlenmeden önce ve sonra şeklini aldı.
Tahmin edeceğiniz üzere bir süre sonra da çocuk ve/veya çocuklar gündemimize oturdu ve zaten paylaşmakta olduğumuz zamanımızı bir kaç parçaya daha bölmek gerekti. Artık zaman ölçütümüz çocuklardan önce ve sonra şeklinde olmaya başladı. Sizi bilmem ama ben pek çok şeyin tarihini hesaplarken, oğlumun doğumunu baz alıyorum. Gözlemleyebildiğim kadarı ile çevremdeki pek çok kişide aynı şeyi yapıyor.

Gençlik yıllarımızda büyüklerimizin bize söylediği bir şey vardı. ' Aman zamanınızı çok iyi değerlendirin.' O zamanlar bana pek birşey ifade etmeyen bu söze hafiftende içerlerdim. Ne demektiki bu böyle ?? Biz zamanımızı kötü mü kullanıyorduk yani ??  Yaşımız ilerledikçe hepimiz kendimize göre anlamlar yükledik bu lafa ve bizden küçüklere söyler olduk. Pek çoğunun bu lafı duyunca benimle aynı hislere kapıldığına eminim. Onlarında zamanı gelecek elbet, içini dolduracaklar kendilerince.

Bana sorarsanız zamanını iyi değerlendirmek nedir diye ; Merak duygusunu ve öğrenme aşkını hiç kaybetmeden ,  kendimizle ve çevremizle ilgili farkındalıklarımızı sürekli yükselterek yaşamaktır hayatı. Zaman dediğimiz şeyi geri çevirmek mümkün olmadığına göre her anımızın değerli olduğu bilincini sürekli uyanık tutarak yaşamalıyız.İnsan olarak bizlere  bahşedilmiş olan tüm duyularımızı hayatı daha iyi anlamak ve yaşamak üzere seferber etmeli ve bunu bir alışkanlık haline getirmeliyiz.
Unutmayalımki  bütün insanlara verilmiş üç şey vardır : Doğum,ölüm ve zaman

Bu yazıyı okuyacak olanlarınızın bazıları  belki burun kıvıracak, bazılarınız ise dudağının kenarında tanıdık birşeyleri paylaşmanın duygusunu anlatan sessiz bir yarım gülüşle kafasını sallayacak. Bu yazıyı yazan bendeniz ise , daha pek çok şeyin yanısıra  yazı yazmaya da zaman ayırabiliyor olmanın sonsuz mutluluğu     ile başka bir yazıma konu olacak yepyeni veya sıradan şeylere doğru yelken açacağım....

24 Temmuz 2012 Salı

KUDRET NARI


Bu yazımda sizlere, bahçemizin bitki sakinleri arasına geçen sene katılan bu güzel ve şifalı bitkiden bahsetmek istiyorum. Görselliğinin yanı sıra sağlık açısından son derece faydalı olduğunu öğrendiğim bu bitkiyi, buralarda en çok yanık merhemi olarak ve miğde problemlerini tedavi etmekte kullanıyorlar. Birazdan başka kullanım alanlarındanda bahsedeceğim ama yinede siz siz olun , kullanmadan önce alternatif tıp alanında yetkin birilerine , tercihende bir doktora danışmadan bu tip bitkileri tedavi amaçlı kullanmayın.

Kudret narı, adı her nasılsa nar konmuşsa da ,kabakgiller familyasından , tropik iklim bölgelerinde yetişen, gıda ve ilaç olarak kullanılan sarmaşık bir bitki.Meyveler önce sarı ve güzel kokulu bir çiçekken, yeşil,uzun ve konik biçimli üzeri hayli pütürlü bir meyve haline dönüşüyor, olgunlaştığında ise köy yumurtası sarısı ile güneş batımında görebileceğiniz göz alıcı bir turuncu arası renk alıyor. İçerisindeki çekirdekler ( yani tohumlar) ise çok güzel bir koyu kırmızı renkte oluyor.Şu anda bahçemizde olgunlaşmış veya olgunlaşmaya çalışan pekçok kudret narı var.
Meyve ve yaprakları ,mineral ve vitaminler bakımından zengin olan kudret narı, protein,demir,kalsiyum,fosfor, E ve B vitaminleri içeriyor. Yeterince bilimsel ve tıbbi araştırma yapılmamasına rağmen, halk arasında uzun zamandır, çeşitli sağlık problemlerini çözmekte kullanılıyor. Örneğin, yaprak ve köklerinden hazırlanan çözeltinin,hemoroid şişliklerini indirdiği, yapraktan elde edilen çözeltinin öksürük kesici ve ateş düşürücü olduğu, aynı zamanda bağırsak boşaltıcı ve bağırsak kurtlarına karşı etkili olduğu, gastrit ve ülsere karşı tedavi edici etkisi olduğu söyleniyor.Egzamanın ve yanıkların tedavisi içinde kullanılıyor.


Genel kullanım şekilleri ;
Olgunlaşıp sararan meyve ezilip, bir miktar balla karıştırılıyor ve sabahları aç karnına bir tatlı kaşığı yeniyor. Bu şekilde en az 41 gün kullanılması tavsiye ediliyor. Meyvenin taze bulunamadığı zamanlar içinse, taze meyve , küçük küçük doğranıp zeytin yağında saklanıyor. Kullanım şekli yine aynı. Çekirdekler kullanılmıyor.Yanık tedavilerinde ise lapa yapılıp, yanan yere sürülüyor.


Sakıncaları ;
Bilinen ciddi bir yan etkisi olmamakla birlikte,dikkatli kullanılmazsa karaciğere zarar verebiliyor. Ayrıca kan şekerini düşürdüğü için şeker hastalarının,özellikle insülin kullananların dikkat etmesi gerekiyor.


Hastalıkların tedavisi için kullandığımız, tıbben çok ciddi araştırmalar sonucunda üretilen  ve ne yazıkki insanların çoğunun pahalı olduğu için şifasından yararlanamadığı pek çok ilacın bundan daha fazla yan etkisi olduğu düşünülecek olursa, saydığım bunca faydadan sonra, bu kadar kusur kadı kızındada olur diyeceğim. :))


Doğanın şifalı elinin her zaman yanımızda olduğunu  ve başta ruhumuz olmak üzere pek çok derdimize çare sunduğunu bilmek ve unutanlar içinde hatırlamak gerek. 


Bilinçsizce doğayı yok etmeye çalışan insanoğlunun,doğanın bir parçası olduğunu ve onsuz var olamayacağını tekrar anlayacağı günlere çok geç olmadan kavuşabilmek dileğiyle..... Sağlıklı günler !















8 Temmuz 2012 Pazar

İKİ YAŞANTI


Evet başlık size pek bir şey anlatmasada demem o ki, bizim ailenin yaşantısının iki ayrı bölümü var. Bunun bir bölümü şehirli diğer bölümü köylü. Köylü bölümü ne yazıkki okul tatil süresi ile sınırlı ama olsun. Bu yaz köy hayatımız 22 Haziranda başladı.İki haftayı geçkin bir süredir ruhen sakin ama bedenen son derece aktif günler yaşıyoruz. Eşimle birlikte günümüzün büyük bir bölümü bahçemizde çalışarak geçiyor. Vücudumuz kışın ataletini azda olsa atmış durumda.Artık sağımız solumuz fazlaca ağrımıyor. Yatağa yattığımız anda da hem bol oksijenin hemde bedenen çalışmanın etkisi ile derin ve güzel bir uyku uyuyabiliyoruz.Ayrıca sabahları etrafta birkaç araba ve motorsiklet dışında gürültü yapan tek şey horozlar. Aslında haksızlık etmeyeyim. Horoz sesi ile uyanmanın ayrıcalık olduğunu düşünenlerdenim. Oğlumuzda bizim gibi sürekli hareket halinde.Bütün gün bisiklete binmekten , arkadaşlarıyla dağ ,bayır,çayır koşturmaktan  yorgun  düşüp , hemen uykuya dalıyor.

Burada olmak bize yaşamın farklı yönlerini tanıma, doğayı ve insan yanımızı  tekrar keşfetme ve ruhlarımızı dinlendirme fırsatı sunuyor. Burası derken , bulunduğumuz yer Muğla ili  Gökova bölgesinin Kızılyaka'ya bağlı Esentepe köyü. Gökova hakikatende adına yakışır bir mavilikte gökyüzü olan, yeşilin her tonunu görebileceğiniz verimlilikte bir ova. Heryerden su fışkıran bir yer burası. O yüzden de yazın bile alabildiğine yeşil. Bahçemizde bu yeşillikten olabildiğince nasibini alıyor. Dedim ya su bol ! Eee, su bol olunca sebzede , meyvede , çiçekde yetiştirmek zevkli ve kısmen kolay bir uğraş halini alıyor. Tabii işin ticaretini yapsak boyutları farklı olurdu ama biz sadece bize ve dostlarımıza yetecek kadar ürün alıyoruz. Yıllar geçtikçe meyve ağaçlarımız gelişti ve bize daha çok ürün verir hale geldi. Şu anda bahçemizde limon,portakal ve mandalina başta olmak üzere, nar, armut,ayva,elma,vişne,ceviz,erik,kivi,avakado,şeftali ve kayısı ağaçları mevcut. Sürekli burada olamadığımız için hepsinin meyvesine yetişemesekde, dalından meyve yemenin hele de ilaçsız olduğunu bilerek yemenin keyfi bambaşka. Dalından meyve yemenin benim için bir başka anlamıda, beni çocukluğumun o güzel ve uzun yaz günlerine götürüyor olması. Ne kaygısız ve bitmek tükenmek bilmeyen günlermiş onlar meğer :)))
 Ayrıca ağaçlarımızın altında kavun ve karpuzlarımız yetişiyor. Sebze olarakda, domates,biber,patlıcan, börülce,fasulye,bamya ve salatalık var. Bu sene mısır ekemedik ama ayçiçeklerimiz son derece sağlıklı ve güzeller. Mevsimlik çiçeklerimizi de ektik. Yaklaşık 500 fideyi ekmek bizim gibi hareketsiz şehirliler için oldukça zorlu bir maratondu. Neyse 3 gün gibi bir sürede bundan da  yüzümüzün akı ile çıktık.
Ayrıca evin bakımı ile ilgili yapılması gerekenlerde bu geçtiğimiz iki hafta içinde yapıldı. Dam tamamen aktarıldı ve izolasyon yapıldı. Bahçedeki ocağımızın bulunduğu yere özellikle kışın geldiğimizde kullanmak 
üzere büyükçe bir kameriye ve açık mutfak yapıldı. Mutfak henüz tamamlanmadığı için resimleri şimdilik paylaşmıyorum ama daha sonraki bir yazımda onun resimlerini de görebilirsiniz. 


Planladığımdan daha uzun yazdım ama buradaki hayatımız öyle detaylarla dolu ki , istemesemde yazım uzadıkça uzuyor. Aslında  niyetim kısaca köyde yaptıklarımızdan bahsedip, herkese tatilinin bir kısmını küçük bir köyde dinlenerek ve toprakla uğraşarak geçirmelerini salık vermekti. Biliyorum bazılarınız hadi canım, deniz, kum dururken toprakla uğraşmakta nereden çıktı diyecek ama olsun. Doğanın bir parçası olduğunuzu hissetmek istiyorsanız ve özellikle çocuklarınızın da doğayla iyi ilişkiler kurmasını,ona karşı saygılı ve korumacı olmasını istiyorsanız lütfen bu tavsiyemi kulak arkası etmeyin. Unutmayın, geleceğimiz doğayı seven ve onun dilinden anlayan çocukların elinde olacak.


















18 Haziran 2012 Pazartesi

VİŞNE





Çilek,erik,kiraz derken vişne zamanıda geldi. Saydığım meyveler gibi direkt yenen bir meyve olmasada , vişne sofralarımızdaki vazgeçilmez meyvelerden biridir. Özellikle reçel ve meyvesuyu olarak çok tüketilir.

 Ben bugün sizinle iki tarif paylaşacağım. Birincisi vişneli kek. Donmuş vişne kullanıldığından her zaman yapmak mümkün.Bu keki yaparken , annemlerin bahçesinden toplayıp, dondurduğum vişnelerden kullanıyorum. Böylece vişne mevsimi geçsede , kekimi istediğim zaman yapma şansım oluyor. Tabii bahçeden toplama şansı olmayanlar için  marketlerdeki donmuş vişnelerde her zaman emirlere amade.

Vişneli Kek  ( Lezzet Dergisi)


Malzemeler ; ( 6-8 Kişilik)

250 gr dondurulmuş vişne
150 gr eritilmiş tereyağ ( İsteyen margarin kullanabilir ama ben tercih etmiyorum.)
1,5 su bardağı un
1    su bardağı pirinç unu
1    su bardağı toz şeker
1/2 su bardağı rende hindistan cevizi
3    yumurta
1    su bardağı yoğurt
1    paket kabartma tozu
1    paket vanilya
1    tutam tuz
1/2 su bardağı  galeta unu ( Bu tarife benim eklemem.Ben vişneleri galeta unu ile unlamayı tercih ediyorum, kalanıda yağlanmış kalıbı unlamakda kullanıyorum.)

Fırını 170 C de ısıtın. Vişnelerin buzunu çözdürüp,suyunu süzün, varsa çekirdeklerini ayıklayın ve tek tek galeta ununa bulayın.
Diğer tarafta unu derin bir kaba alıp,pirinç unu,kabartma tozu,vanilya ve 1 tutam tuz ile harmanlayın. Tozşeker,rendelenmiş hindistan cevizi,yumurta,yağ ve yoğurdu ilave edip mikserle çırpın.
Hamurun yarısını, yağlanmış ve tercihen galeta unu ile unlanmış dikdörtgen bir kalıba dökün. Vişnelerin 3/4 lük kısmını hamurun üzerine yerleştirin. Kalan hamuruda döküp, üzerine vişnelerin kalan kısmını hafifçe elinizle bastırarak yerleştirin.Fırınınızın pişirme durumuna göre 45-55 dakika arasında  pişirin. Biraz geç pişen bir kek olduğu için fırından çıkartmadan önce bir bıçak yardımıyla içinin pişip,pişmediğini mutlaka kontrol edin.

Afiyet olsun !







İkinci tarifim ise vişne likörü.Bu likörü ilk olarak bundan yaklaşık 9- 10 sene önce eltimde tatmıştım.O da bir komşusundan öğrenmişti.Sonra  birlikte yaptık ve yapış o yapış. Bitmesine izin vermeden yapmaya ve isteyenlerle tarifini paylaşmaya devam ettim ve ediyorum. Kahvenin yanında ikram edebileceğiniz, ev yapımı lezzetli ve güzel renkli bir likör bu.


Vişne Likörü

Malzemeler :

2 kilo taze vişne
1 litre  saf alkol  ( Tekel bayilerinden temin edebilirsiniz.)
2 litre  iyi su       ( Ölçü için alkol şişesini kullanabilirsiniz.)
1 kg toz şeker  ( Ben çok tatlı tercih etmediğim için 1/2 kg şeker kullanıyorum.)
1-2 çubuk tarçın
3-4 adet karanfil
1-2 adet kuru zencefil
1-2 adet kakule
1    adet muskat
1/2 su bardağı viski ( İsteğe bağlı)


Öncelikle vişneleri güzelce yıkayıp,saplarını ayıklayın.Çekirdekleri kalsın. Sonra derin ve büyük bir kapta alkol,su ve şekeri karıştırın.Şeker tamamen eriyinceye kadar karıştırmaya devam edin. Daha sonra temiz bir tülbentin içine yukarıdaki baharatları kırarak koyun ve ağzını sıkıca bağlayarak küçük bir çıkın yapın.
Vişneleri ağzı geniş bir cam kavanoza koyun ve üzerine alkol,su karışımını ekleyin. Yaptığınız baharat çıkınını da içine atın ve ağzını sıkıca kapatıp,karanlık ve serin bir yerde en az 35- 40 gün bekletin.Bu sürenin sonunda isterseniz viski ekleyip biraz karıştırın. Buz dolabında saklarsanız, kahvenin yanında soğuk soğuk ikram edebilirsiniz. Kadehin içine bir tane vişne tanesi atmayı unutmayın !

Keyifli sohbetlerinize , lezzet katmasını dilerim.






TAZE PATATES



Taze patatesler Mayıs ortasından bu yana manav ve pazarlardaki yerini aldı. Bende bu lezzetli patatesleri çok severim ve sık sık et,balık ve tavuk yemeklerimi hazırlarken destek olarak kullanırım. Aşağıda paylaştığım son derece basit bir tarif ama bir o kadarda lezzetli.

Malzemeler ;

Taze patates ( İhtiyacınız kadar)
Taze kekik
Sarımsak ( İstediğiniz kadar)
Zeytinyağı ( Tercihen sızma)
Tuz  ( Tercihen deniz tuzu)
Taze öğütülmüş karabiber
Kırmızı pul biber ( İsteğe bağlı)

Öncelikle fırına uygun bir kap alın.İçine kenarlardan taşacak şekilde folyo kağıdı koyun.Folyoyu kopartıp, artı şeklinde olacak şekilde üstüne bir kat folyo daha koyun.Kabuklarını soyduğunuz ve güzelce yıkadığınız patatesleri bu iki kat folyonun ortasına koyun. Patateslerden büyük olanları ortadan bölerek,büyüklükleri eşitleyinki aynı kıvamda pişsinler.Bunların üzerine zeytinyağı gezdirin.Sarımsakları soyup, diş olarak ilave edin. Taze kekikleri,tuz,karabiber ve kullanıyorsanız pul biberi patateslerin üzerine serpiştirin. Folyoları ortada birleşitirip,  ağzını iyice kapatın. Yaklaşık 35-40 dakika 200 C fırında pişirin.

Afiyet olsun!



14 Haziran 2012 Perşembe




WE NEED TO ACT





Sanırım başlığı okuyunca buda nereden çıktı dediniz. Yok yok herhangi bir hareket,protesto vs.ye başlamış değilim.Gerçi bugünlerde yaşadığımız dünyada karşı durmamız gereken şeyler arttıkça artıyor ama benim attığım başlığın bununla ilgisi yok.
Geçen hafta Cuma günü oğlumun okulunda sergiledikleri tiyatro oyununun ismi bu. Anlayacağınız üzere İngilizce bir oyundu. İşin en güzel tarafı ise bütün oyunun baştan sona çocuklar tarafından yazılıp,oynanması oldu.Tabii ki İngilizce öğretmenleride onları zor durumlarda yönlendirerek yardımcı oldular. Kostümleri bile , kumaşların satın alınması hariç kendileri dikip hazırladılar. İngiltere'den gelen müzik öğretmenlerinin bestelediği şarkılar eşliğinde , doğamızın kirletilmemesi için topluma mesaj veren harika bir müzikal oyun çıktı ortaya sonuç olarak. Repliklerini hiç şaşırmadan büyük bir düzen ve profesyonellik içerisinde bir saat boyunca bize keyifli ve neşeli anlar yaşattılar. Solo ve koro halinde söyledikleri şarkıların hepside harikaydı.

Hepsi ile gurur duyduk. Yaşasın Utopya İlköğretim Okulu çocukları ve öğretmenleri !



                                 


Oğlum Erkin ( Hades), arkadaşları Ela ( Zeus) ve Alara ( Poseidon)










13 Haziran 2012 Çarşamba




BİTEZ'in   AZ  ÖTESİ 




Bir önceki yazımda bahsettiğim, geçen cumartesi yaşanan  iş ve aş konularından sonra, pazar günümüz daha az iş ve daha çok gezme ile geçti. :)))

Bir senedir Turgutreis'te yaşama şansına sahip, şanslı bir arkadaşımızın  zevkli ve renkli evinin avlusunda kahvelerimizi yudumladıktan sonra, yolumuzu Gümüşlük'e düşürdük. Bir yandan denizin mis gibi kokusunu içimize çekerken, bir yandan da kıyıdaki lokantaların bizi yaka paça masalarına oturtma ataklarını savuşturarak yürüdük ve kendi seçtiğimiz lokantada bir masaya konuşlandık. Buz gibi bira ve sıcacık bir sohbet eşliğinde bir süre bu güzel küçük beldede oturduktan sonra, Bodrum'a yollandık. Dönüş yolunda Gümüşlük sırtlarına her biri bir kara delik gibi konuşlanan villaları !!! görünce, bir kez daha üzüntü ile söylendiysekde, yapacak birşeyimiz olmadığı için işimize geri döndük.
Akşamüstü havaalanına gitmeden önce, bir kere daha deniz havası almak ve keyifli bir yemek yemek üzere Bargilya'ya uğradık. Güzel bir manzara,nefis yemekler ve harika sohbetler eşliğinde yediğimiz yemeğin ardından en kısa zamanda tekrar oralarda buluşmak üzere dostlarımız ve iş arkadaşlarımızla vedalaştık.



                                           Bahsettiğim o güzel ve renkli avludan  görüntüler






                                                Güzelim Gümüşlük......










                                               Bargilya'da  huzur  ve.......




                                                  ziyafet  :)))))
       


                                                    Çiçeksiz olmazzzz....