5 Haziran 2012 Salı



5 Haziran Dünya Çevre Günü




Başlığı yazarken, bu yazıyı okuyacak bazı kişilerin yine mi dediğini duyar gibiyim. Evet, yine özel bir gün. Bence en özellerinden biri. Çünkü dünya bizim sandığımızdan ve gözlemlediğimizden çok daha hızlı kirleniyor. Gün geçmiyorki gazete haberlerinde nesli kaybolan bir hayvan veya suları çekildiği için artık var olmayan bir göl haberi okumayalım. Tabii bu haberler, çok büyük bir felaket  boyutunda olmadıkça birinci sayfadan verilmiyor ama hepsini üst üste koyduğunuzda inanılmaz kötü bir görüntü çıkıyor karşımıza.

Ben boğazda büyüdüm. Çocukluğumda balık mevsimi geldiğinde, çeşit çeşit balıklarla dolardı balıkçı tezgahları. Hem taze, hem uygun fiyatlı balık yerdik.Şimdi nerede o günler. Aradan sanki yüzyıl geçmişde bütün herşey değişmiş gibi. Oysa çok değil 20-30 sene öncesine kadar balıkçıların ağları denizin niğmetleri ile dolup taşardı. Fakir fukaranın en çok yediği şeydi balık. Şimdilerde ise en lüks restaurantlarda seyirlik durumda özellikle bazı balıklar. Ağzımın tadı ile gerçek boyutunda ve lezzetinde bir lüfer yemeyeli en az 3-4 sene oluyor.Bence ızgara balık denince akla ilk gelen lezzetlerden biridir lüfer.Ama böyle giderse sadece doğa kitaplarındaki resimleri ile yetinecek gelecek nesiller.

Kendi çocuğumda dahil, büyük şehirlerde yaşayan çocuklar alabildiğine doğadan uzak büyüyorlar. Ne yedikleri ve çok sevdikleri patatesin nasıl yetiştiğinden haberleri var, ne de yanıbaşından geçtikleri mis kokulu çiçeğin ismini biliyorlar. Ya böceklerden çok korkuyorlar ya da acımasızca ezip geçiyorlar.Onlar için herşey kutuda,pakette,torbada yetişiyor gibi. Kutu süt, torbada donmuş yiyecekler,paketlenmiş türlü cazip ve bir o kadarda zararlı gofret, sakız vs.  Doğa ile uyum içinde olmaları gerektiğinin, yoksa ileride çok kötü bir dünyada yaşamak durumunda kalabileceklerinin farkında bile değiller.

Yetişkinlerinde çocuklardan pek farkı yok. Bakıyorumda, çocuklarındaki obeziteyi, dikkat eksikliğini veya hiperaktiviteyi doğada iyileştirmeye çalışmak yerine, ilaçlardan, psikologlardan medet umuyorlar. Haftasonlarını büyük AVM lerde gezinip, abur cubur yiyerek, gereksiz alışverişler yaparak geçirmek yerine, çocukları ile kendilerine en yakın bir doğal alana gidip, yürüyüş yapsalar, kendi hazırladıkları sandöviçleri yeseler çok daha iyi hissedeceklerinin ve doğanın parçası varlıklar olduklarının çok daha fazla farkına varacaklarının bilincinde değiller. Ne yazıkki çok az aile bunu yapıyor ve sadece kendileri için fark yaratıyor.

 Çağımızın vebası denilen kanser illetide hep bu doğal yaşamamanın, doğal beslenmemenin sonucunda ortaya çıktı. Kendimize zarar verdiğimiz yetmezmiş gibi türlü kimyasal atıkla doğayıda zehirliyoruz. Artık balıklar hatta bitkiler bile kanserli olabiliyorlar. Şöyle bir durup düşününce ne kadar korkunç olduğunun farkına varıyor insan.Artık çarşıdan pazardan alışveriş ederken, acaba aldığımız sebzeler , meyveler ne kadar sağlıklı diye düşünmemiz gerekiyor.Sağlıklı diye evinize taşıdığınız portakalın, suyunu sıkmaya kalktığınızda kabuklarının ellerinizi sapsarı boyadığını görmek, mutlaka ilaç kalıntısı kalmıştır diyerek iyice yıkanmış elmayı bile  kabuğu ile ısıra ısıra yiyememek, uyanıkken kabus görmek gibi bir şey. Örnekleri çoğaltmak mümkün.Herkes kendi deneyimini yaşıyor.
Şimdilerde yeni yeni doğala dönüş, doğalı kullanma ve koruma hareketleri var.Umarım bu yenilikçi hareketler etki alanını çok daha fazla genişletirde , büyük şehirlerde yaşayan daha fazla insan doğanın bir parçası olmanın , aslında insan olmanın gereği olduğunun farkına varır. Zira bence, toplumuzdaki sevgi , saygı azalmasıda doğadan çok fazla uzaklaşılmasından kaynaklanıyor.
Keşke okullara ayrı bir doğa dersi konulsa. Bu derslere doğa gönüllüleride girerek çocuklarımızın daha güzel bir dünyada yaşamaları için doğa yoksunluklarını gidermeye yardımcı olsalar.Keşke çeşitli illerimize doğa müzeleri, doğa merkezleri açılsa. Aileler çocukları ile birlikte gidip, içinde yaşadıkları dünyanın aslında ne kadar çok mucize ile dolu olduğunun ve doğanın dengesini bozmanın ileride ne gibi bedeller ödemelerine sebep olacağını anlayacak bilgiler edinebilseler.Keşke her mahallede bulunan sağlık ocakları gibi, doğa merkezleri kurulabilse. Keşke.......
 Bu keşkeler o kadar çokki. Yaz yaz bitmez. Zaten düşündüğümden çok daha uzun bir yazı oldu. Son olarak, bu bloğu ilk açtığımda tavsiye ettiğim bir kitabı , yeri geldiğini düşündüğüm için tekrar tavsiye etmek istiyorum. Adı " Doğadaki Son Çocuk "  ( Last Child In The Woods) Yazarı .Richard Louv.
Özellikle bir ebeveyn iseniz, lütfen bu kitabı okuyun.






Hiçbir çocuk içeride kalmasın !!!!!!







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder